| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )

BULUT PAYLAŞIM BEBEKLER

17 "sağlık" etiketi kullanan gönderi (sayfa 1)"sağlık" etiketi kullanan diğer içerikler resimler , videolar

BÜYÜME ÇAĞINDAKİ ÇOCUKLAR DİKKAT...

Çocuğa bunları yapmayın!
Büyüme çağında çocuklar kendilerine rol kişi seçtiklerinden, sağlıklı aile içi ilişkiler kurmak ve sürdürmek çocuğun gelişiminde önemli bir etkendir. Aile içinde yaşanılan her şey, yani çocuğun aile içinde yaşadıkları çocuğun davranışlarını, duygularını ve tutumlarını belirler. Yapılan araştırmalar, çocukluk yıllarında kazanılan davranışların, bireyin yetişkin olduğu dönemdeki kişilik yapısını, davranışlarını, alışkanlıklarını, inanç ve değer yargılarını çok büyük ölçüde biçimlendirdiğini gösteriyor.
Aile içinde çocuğun;
- Söyledikleri dinlenmiyorsa, bebek-resimleri-15
- Bir "birey" olarak görülmüyorsa,
- Şiddete maruz kalıyorsa,
- Sürekli tehdit ediliyor, korkutuluyorsa,
- Ayıplanıyor, eleştiriliyorsa,
çocuk tüm bu yaşadıklarını kendi davranışları yoluyla toplum içinde yansıtacaktır. Böyle bir ortamda büyüyen bir çocuk, başkalarının sözlerini dinlemeyebilir, karşısındaki insanların haklarına saygı göstermeyebilir, kişilerarası ilişkilerinde sağlıklı ve düzgün iletişim kuramayabilir.

Çocuklarla konuşurken bunlara dikkat edin!
- Göz seviyesinde aktif olarak dinleme yapılması,
- Düşüncelerine ve tüm yaşadığı duygulara saygı gösterilmesi,
- Öğüt vermek yerine, doğru yolun gösterilmeye çalışılması,
- Benliğini zedeleyici ifadeler yerine, onun benliğini geliştirici ifadeler kullanılması,
- Kendi düşünce, duygu ve isteklerinizi açık bir şekilde ifade etmesi için desteklenmesi,
- Çocuğun kendisini ifade etmesine fırsat verilmesi
gerekir.

Ve sonuç…
Ailelerin; çocukları hangi yaşta olursa olsun onların gelişim alanlarını desteklemeleri ve uygun iletişim biçimlerini kurmaları, sürdürmeleri bir zorunluluktur. Ancak bu sayede, sağlıklı ilişkiler kuran ve sürdüren bir toplum oluşturma yolunda gerekli ve önemli adımlar atılabilir.

Çocuklarımızın beslenmelerine dikkat edelim

bebek_ Yaz ayları geldi. Bebeğinizle birlikte geçireceğiniz güzel bir tatil dönemi başladı. Ancak yaz aylarındaki sıcaklar hem bebekleri hem yetişkinleri olumsuz yönde etkileyebiliyor.

Yaz ayları özellikle gastroenterit vakalarının çok fazla olduğu dönemlerdir. Siz de bebeğinizin beslenmesinde daha dikkatli davranarak onun bu dönemi sorunsuz olarak geçirmesini sağlayabilirsiniz.
Sıcaklıkların aşırı arttığı şu günlerde sıvı kaybı çok fazladır. Bu nedenle sıvı alımı desteklenmelidir. Ayrıca bebeğinizin enerji, protein, vitamin , mineral ve posa gereksinmelerinin de düzenli karşılanması gerekmektedir.

Bebeklerin bu aylarda 4-5 porsiyon tahıl, 4-5 porsiyon sebze-meyve, 3 porsiyon süt ve süt ürünleri , 2 porsiyon et, tavuk, balık grubu ürünleri almaları gerekmektedir.
Yaz aylarında bebek için hazırlanan besinlere daha fazla önem göstermeliyiz. Hazırlanan besinleri buzdolabında saklamalı, beklemiş-artık besinleri kesinlikle kullanmamalıyız. Et ve süt grubu ürünlerin bozulma riski daha fazladır. Dışarıda ise açık olarak satılan besinler hijyenik bir şekilde hazırlanmadıkları ve doğru muhafaza edilmedikleri takdirde bebeğiniz için güvenli değildir.
Bu aylarda bebeğinizi korumak için kapalı olarak satılan hazır kaşık ve kavanoz mamaları tercih edilebilir. Bu ürünler bebeğiniz için besleyici, güvenli ve pratiktir.
Kullandığınız su da çok önemlidir. Su pekçok mikroorganizmanın taşıyıcısıdır. Bebeğiniz için kapalı su kullanmalı veya musluk sularını mutlaka kaynatmalısınız. Ayrıca bebeğinizin çiğ olarak tükettiği sebze ve meyveleri iyi kalitede bir suyla yıkamalısınız.

Bebeğinizin beslenmesinde kullandığınız biberon, suluk, tabak vb gibi malzemelerden uygun olanları kaynatmalı, diğerlerini ise beslenme sonrası hemen temizlemeli ve iyice yıkamalısınız. Unutmayın artık gıdalarda sıcağın da etkisi ile mikroorganizmalar çok çabuk ürerler.

Çocuklarda görülen iştahsızlık birçok sebebe bağlı olabilir. Özelikle 8-9. aylardan okul çağına kadar uzunan dönemde anne-babaların en çok şikayet ettikleri konu çocuklarının `hiç birşey yemediği ve çok iştahsız olduğu` yönündedir. Uzmanlar bu soruyu yanıtlamakta oldukça zorlanmaktadırlar. Çünkü bu durumda verilebilecek kesin bir tavsiye yoktur.

Çocuklar her dönemde aynı büyüme hızını göstermezler.Çocuğun yeme isteği büyüme hızına ve kişisel durumuna göre belli dönemlerde değişebilir. Özellikle 15-18. aylar iştahın en düşük seviyede olduğu dönemlerdir. Ayrıca yemek seçme, psikolojik nedenlerle yemeği reddetme gibi davranışlarla sıklıkla karşılaşılır. Anne babanın yedirmek için ısrarı, ödüllendirme ve ceza verme gibi zorlamalar çocuğun yeme alışkanlıklarını olumsuz yönde etkiler. Okul öncesi çağında çocuklar çevreye duydukları tepkiyi belirgin şekilde yemek yememekle gösterebilirler. Bazı durumlarda da anne babalar alınan gıdaları yetersiz olarak değerlendirmek ve çocuğun yediklerini başka çocuklarla kıyaslamak gibi hatalara düşmektedirler.

Herşeyden önce büyüme ve gelişmesi normalse, çocukta yetersiz beslenmekten dolayı herhangi bir sağlık sorunu yaşanmıyorsa daha fazla yedirmek için müdahele etmeye gerek yoktur. Bazen öğün atlaması bile normal sayılmalıdır. Burada çocuğun ayrı bir birey olduğunun ve iştahının zaman içinde değişebilceğinin kabul edilmesi gerekmektedir.

Ayrıca önemli olan bir diğer nokta; çocuğun ne kadar yediği değil nasıl gıdalar yediğidir. Özellikle iştahı az olan çocuklarda besin kalitesi yüksek gıdalar verilmeye çalışılmalı ve kesinlikle miktar için zorlama yapılmamalı bunu çocuğun belirlemesine izin vermelidir.

İyi bir beslenme alışkanlığının kazanılmasında `Katı Gıdalara Geçiş Dönemi`de oldukça önemlidir. Ek gıdalara çok erken veya çok geç başlanmamalı; beslenme otoritelerin tavsiyesi üzerine 6. aydan sonraya bırakılmamalıdır. Bu dönemde oluşabilecek besini reddetme davranışı anne baba tarafından hoşgörü ile karşılanmalıdır ve ısrarcı olmadan denemeler devam etmelidir. Bebeklerde özellikle 6-8. aylarda diş çıkarma döneminde iştahsızlık ve besin seçme durumu ile karşılaşılabilir. Böyle zamanlarda bebekler için özel olarak hazırlanmış, onların damak tadına uygun, besin kalitesi yüksek gıdalar tercih edilmelidir. Sütlü kaşık mamaları, tahıllı kaşık mamaları ve kavanoz mamaları böyle problemli dönemlerde ailelere yardımcı olmaktadır.

Çalışan hamileler Nasıl Beslenmeli?

Çalışan Anne Adayı Nasıl Beslenmeli?

Çalışan anne adayları yeterli ve dengeli beslenmek için çok çaba göstermeliler. Amaç sadece bebeğin normal büyüme ve gelişmesini sağlamak değil aynı zamanda kendi sağlıklarını korumaktır.

Anne adayı yeterli beslenmezse, alması gereken besin gruplarını yetersiz alırsa;
   -Kansızlık
   -Diş çürüğü
   -Kemiklerin yumuşaması, deformasyonu
yetersiz protein alımına bağlı vücutta aşırı su toplanması görülür. Ayrıca düşük doğum ağırlıklı ve erken doğan bebekler olmaktadır. Ayrıca bebeklerin beyin gelişimini tamamlamaması da görülebilmektedir.
Anne fazla beslenirse;
Doğum sorunlarına neden olur. Sezeryan, doğum yapma zorunluluğu veya doğum tarihinin gecikmesi gibi.
Eskilerin dediği iki kişilik beslenmelisin lafı miktar olarak değil ama besin öğelerinin gereksiniminin artması anlamında doğrudur.
Örneğin;
Protein ihtiyacı 45-50g /gün iken hamilelikte 60-70g/gün, kalsiyum 800mg/gün iken hamilelikte günde 1200mg, Demir 15mg/gün iken hamilelikte 30mg, C vit amini 60mg/gün iken hamilelikte 70 mg/gün gibi artışlar olmaktadır.

Hamilelikte annenin
   -Enerji
   -Protein
   -Vitamin
   -Mineral ihtiyacı artar.
Çalışan anne adayları zaman bulamadıkları için çok dengeli beslenememekte, bazen sadece boş enerji kaynağı olan içeriğinde yağ, şeker, tuz, oranı yüksek yiyeceklere yönelmektedirler. Oysa hamilelikle enerji sadece 300kcal artmaktadır.

Bisküvi, şekerleme, çikolata, hazır meyve suları kolay ulaşılabilen ama besin ögeleri yönünden dengeli olmayan yiyeceklerdir. Protein, vitamin, mineral ihtiyacı için daha dengeli beslenmek gerekir.

4 Temel Besin Grubu Var


   1- Et,yumurta, kurubaklagilProtein, Demir, Çinko ve Cvitamininden zengindir.
Hamilelikte her gün 3 porsiyon kullanılmalıdır.

   2- Süt,yoğurt, peynir
Kalsiyumdan zengindir.
Her gün 3 porsiyon kullanılmalıdır.

   3- Ekmek, pirinç, bulgur, makarna yani tahıl grubu
Temel enerji kaynağıdır.
Her gün 4-6 dilim ekmek ve 1 porsiyon pilav veya bulgur veya makarna kullanılır.

   4- Taze sebze ve meyveler
Vitamin ve minerallerden zengindir.
Her gün 5 porsiyon kullanılır.

Çalışan anne adayları;


kahvaltıda

   1. gruptan yumurta
   2. gruptan peynir
   3. gruptan ekmek
   4. gruptan meyve veya yeşillik veya meyve suyu veya domates seçebilir.

İşyerinde kahvaltı yapıyorsa poğaça, açma yerine evde hazırlayacakları peynirli sandviç veya peynirli tost olabilir. Yanında 1 meyve veya sandviç içinde yeşillikler olmalıdır.

Öğle yemeklerinde
   1. gruptan et veya tavuk veya balık veya kurubaklagil yemeği
   2. gruptan yoğurt veya ayran veya cacık veya sütlü tatlı
   3. gruptan pilav veya makarna veya bulgur veya patates veya ekmek
   4. gruptan sebze veya salata seçilebilir.Öğle yemeklerinde eksik olan grup akşam tamamlanır. Örneğin 2. grup yoksa gece süt içilir.

Akşam yemeklerinde
   1. grup ve 4.gruptan etli veya tavuklu sebze
   2. gruptan yoğurt
   3. gruptan ekmek seçilir.

Çalışan anneler aralarda bisküvi, şekerleme, çikolata, kek yerine; süt, ayran, kuru meyve, taze meyve, peynirli sandviç, tost, taze sıkma meyve suyu gibi seçimler yapmalılar.

Lütfen dikkat

   * Kansızlığa neden olduğundan yemeklerle birlikte çay içilmemelidir. Çay yemek yendikten 1-2 saat sonra açık ve limon eklenerek kullanılmalıdır. İçecek olarak ıhlamur, nane, papatya, kuşburnu gibi bitki çayları tercih edilmelidir.
   * Salam, sosis, sucuk gibi katkı maddesi içeren diğer hazır besinler mümkün olduğu kadar yenmemelidir.
   * D vitamini güneş ışınlarının doğrudan cilde yansıması ile sağlanır. Çalışan anne adayları öğle tatillerinde dışarı çıkmaya, kısa yürüyüşler yapmaya çalışmalıdır.
   * Hazır meyve suları, gazoz ve kolalı içecekler yerine taze sıkılmış meyve suları, ayran, limonata tercih edilmelidir.
   * Pekmez kan yapıcıdır. Şeker yerine pekmez kullanılabilir.
   * Sigara ve alkol kullanılmamalıdır.
   * Sebze ve meyveler iyice yıkanmalıdır.

alıntı

Zerrin Aydın
Beslenme ve Diyet Uzmanı
International Polikliniği Etiler

Hamilelikte besinlere dikkat

Hamilelikte Faydalı ve Zararlı Besinler

h.beslenme Hangi gıdalar bebek için gereklidir?

Protein: Gebelikte protein gereksinimi, kansızlık olmaması için artar. Protein az alınırsa demir eksikliği anemisi gelişip, düşüklere neden olabilir. Özellikle hayvansal kaynaklı protein alınmasına özen gösterilmelidir. Ancak; anne ideal kilosundan daha fazla bir kiloda hamile kaldı ise; yağ oranı düşük proteinli gıdalar tercih edilmelidir. Proteinli gıdaların pişirilme teknikleri de annenin kendisini iyi hissetmesi için önemlidir. Buğulama, haşlama, ızgara ve fırında pişirilenler tercih edilmeli, yağda kızartmalardan kaçınılmalıdır.

Protein İçeren Gıdalar:   Kırmızı et
                                        Tavuk eti
                                        Hindi eti
                                        Devekuşu eti
                                        Balık
                                        Yumurta
                                        Peynir çeşitleri
                                        Kurubaklagiller
                                        Mantar

Vitaminler: Bütün vitaminler anne ve bebeği için gerekli olduğu gibi özellikle;

C vitamini: Proteinlerle birlikte alınırsa demir emilimini arttırır. Annenin hastalıklara karşı direncini yükseltir. Vücutta depolanan bir vitamin olmadığından meyva ve sebzeler aracılığı ile taze olarak alınmalıdır. Pişirme ve uzun süreli bekletmelerde ciddi kayba uğrar.

• Turunçgiller
• Lahana
• Çilek
• Domates
• Karnabahar
• Patates
• Kırmızı ve yeşilbiber iyi bir C vitamini kaynağıdırlar.

Folik asit: ‘Spina bifida’ yani sinir sistemi hastalığını önlemenin en etkili yoludur. Taze yeşil yapraklı sebzeler iyi bir folik asit kaynağıdırlar, vitamin kaybı olmaması için iyi yıkanmış çiğ sebzeler aracılığı ile ya da buharda az pişirme tekniği ile tüketilmelidir.

• Yeşil yapraklı sebzeler
• Fındık
• Yerfıstığı
• Karnıbahar
• Kepekli ekmek folik asit kaynağıdırlar.

Hurma: İçerdiği vitamin deposu nedeniyle gebeler için gerekli bir meyvedir. Özellikle doğuma yakın tüketilmesi içerdiği besinlerin; Oksitosin hormon salgısını arttırması nedeniyle doğumu kolaylaşmasını sağlar.

Yağlar:Tüketilen günlük enerjinin %30 unu oluşturan yağların;%10 unun doymuş yağlardan,%10 unun tekli doymamış yağlardan,%10 unun çoklu doymamış yağlardan alınması vücut için gereklidir.
Doymuş yağlar;et,süty,yumurta gibi gıdalardan da az yağlı bile olsalar alınmış olacağından ayrıca margarin ya da tereyağ tüketmeye gerek yoktur.

Karbonhidratlar :Vücudun temel enerji ihtiyacı karbonhidratlardan sağlanır..Yani ekmek –pilav-makarna tüketimine dikkat edilmeli,tüketilecek olan miktarlar diyetisyeniniz tarafından belirlenmelidir.Fazla kilolu hamilelerin saf karbonhidratlardan kaçınması gerekir.Kansızlık varsa, kepekli karbonhidratlardan kaçınılmalıdır.

Posalı (lifli) Gıdalar : Günde 40 gr lif tüketmek gebelikte kabızlık oluşumunu
engellediği gibi kansere karşı bariyer oluşturur.Taze sebze ve meyveler lif açısından zengindir.

Kalsiyum: Annenin kemik sağlığını koruması;bebeğin 8.hafta da başlayan diş ve kemiklerinin oluşması için kalsiyum gereksinimi önemlidir.İhtiyacınız ,normal ihtiyacınızızn iki katına çıkacağından tüketime özen gösterilmelidir.Kalsiyum içeren gıdalarüt-yopurt-peynir-kefir dir.Yeşil yapraklı sebzelerde de az miktar da kalsiyum bulunur.

Su : Gebelikte kabızlığın önlenmesi ,sırt ağrılarının oluşmaması için su tüketimi çok önemlidir..Günlük su ihtiyacı ortalama 1,5-2 litre kadardır.

Şeker:Enerji ve tatlı ihtiyacı için sofra şekeri yerine pekmez,bal gibi besinlerden faydalanmak daha yararlıdır.Saf şeker hiçbir besleyici değeri  olmayan enerji kaynağıdırlar.


Gebeler için önerilmeyen besinler:

• Katkı maddeleri içeren gıdalar
• Dondurulmuş yiyecekler
• Açıkta satılan gıdalar
• Açık süt-peynir ve çiğ etlerden yapılmış gıdalar
• Koyu çay, kahve, kakao. Son araştırmalar özellikle kahvenin erken doğum riski oluşturduğu yönündedir.
• Bitki çayları: Doktorunuz ve diyetisyeninize danışmadan tüketilmesi önerilmemektedir. Çayların içeriğindeki bazı etken maddeler sizi olumsuz etkileyebilir.
• Tuz: Vücutta aşırı tuz tüketimi ödem oluşmasına yani şişliğe neden olacağından böbrekleriniz zarar görüp sizi hastalandırabilir.
• Gazlı içecek ve meşrubatlar: Boş enerji kaynağı olup;annenin gereksiz kilo almasına neden olurlar.
• İyi yıkanmamış sebze ve meyvalar: Üzerlerinde kalabilecek kimyasal atıklar, bakterilerden dolayı zarar verebilirler
• İyi pişmemiş etler: Gıda Zehirlenmesine neden olabilir.
• Maydonoz: Fazla maydonoz tüketimi erken doğumu tetikleyebilir.


Zehra C. Akören
Yeditepe Üniversitesi Hastanesi
Diyetisyeni

Yaşıtlarıyla uyumlumu

Yaşıtlarıyla  uyumlu mu?

Hepimiz sosyal bir çevrenin içinde yaşıyoruz. Bu nedenle etrafımızdaki insanlar özellikle de günlük hayatımızı paylaştığımız, sıklıkla vakit geçirdiğimiz kişiler bizler için çok önemli. Bu kişilerle iyi ilişkilere sahip olmanın temelinde ise bireylerin karşılıklı olarak birbirlerini kabul etmesi yatar.

Çocuklar için de sosyal çevre çok önemli bir olgu. Hatta çocuklar için sosyal çevre yetişkinlere göre daha da önemli diyebiliriz. Çünkü çocuklar çevrelerinden öğrendikleriyle gelişimlerini destekler ve kişiliklerini şekillendirirler. Bu çerçevede özellikle arkadaşlar oldukça hassas bir öneme sahiptirler. Çocuğun sosyal çevresinde arkadaşlarıyla uyumu, onlardan gördüğü kabul çocuğun gelişimini, ruhsal durumunu ve davranışlarını belirler. Çocuklar arkadaşların kabul gördükçe kendi varlıklarını benimser ve özgüvenlerini geliştirirler.

Ancak bazen çocuklar akranlarından kabul görmekte zorlanabilirler ve sahip oldukları sosyal çevreye uyum sağlayamayabilirler, bunun sonucunda da arkadaşları tarafından dışlanıp izole edilebilirler. İşte bu sorunların önüne geçmek için neler şimdi biraz onları tartışalım...

Aileler ve öğretmenler ne yapabilirler?

Böyle bir durumda yetişkinlerin yapması gereken en önemli şey çocuğu dikkatlice gözlemek olmalıdır. Çocuğun ne zaman, hangi koşullar atında, neden ve kimlerle uyum sorunu yaşadığını anlamak çok önemli. Bu nedenle aileler ve öğretmenler iş birliği yapmalı, çocuğu olabilince farklı ortamlarda ve koşullarda gözlemeliler ve bu sorunu yaşadığı anları tespit etmeli, daha sonra da ortak bir çözüm bulmalıdırlar.

Stratejiler...

-Çocuğun akran uyumunu kolaylaştıracak, akranlarıyla kolay iletişim kurmasını sağlayacak sosyal becerileri olmayabilir. Çocuk etrafındaki insanlarla nasıl iletişim kuracağını bilemiyor, akranlarının duygularını anlayamıyor olabilir. Bu nedenle çocuğa sosyal becerilerini geliştirecek aktiviteler yaptırmalı, çocuğun diğer kişilerin duygularını ve ihtiyaçlarını anlaması için çalışmalar yapılmalıdır. Örneğin, çocuğunuz kardeşi olmadığını ve tek çocuk yetiştiğini düşünelim, böyle bir durumda çocuğunuzu oyuncaklarını arkadaşları ile paylaşmayı bilmiyor olabilir çünkü okuldan önceki hayatında yani ev ortamında oyuncaklarını paylaşmaya hiç gerek duymamış, dolayısıyla bu sosyal durumu daha önce hiç yaşamamış olabilir. Okul yaşamına başlayınca yepyeni bir sosyal olguyla karşılaşmış ve bu duruma adapte olmakta zorlanmış olabilir.

-Anne ve babalar çocuklarını anaokuluna başlamadan önce
oyun gruplarına götürebilirler ve bu oyun gruplarında çocuklarının sosyal becerilerini geliştirmeye çalışabilirler. Çünkü okula başlamak, alıştığı ev hayatından kopmak da çocukların bir kısmında duygusal ve davranışsal sorun lar yaratabilir, bu sorunları akranlara yansıması sonucu çocuklar uyum problemi ile karşı karşıya gelebilirler. Bu nedenle çocuğa okul ortamını anlatmak ve bu ortama çocuğu hazırlamak için oyun grupları iyi bir çözüm olabilir.

-Bazen çocuklar akranları ile iletişimlerinde gerekli sosyal becerilere sahip olabilirler ancak kendilerini yeteri kadar özgüvenli hissetmeyebilirler. Böyle bir aileler ve öğretmenler çocuğun özgüvenini geliştirecek çalışmalar yapabilirler. Örneğin akran kabulu ile yapılan birçok araştırmada çocukların özgüven sağlamaları için önce kendi yaşıtlarıyla değil kendilerinden yaşça daha küçük çocuklarla sosyal ilişki kurmalarının çok faydalı olduğu tespit edilmiş. Çünkü çocuk kendinden daha küçük bir çocuğa karşı sorumluluk duyar ve onu anlamaya çalışır ve böylece kendi sosyal becerilerini geliştirir. Bu nedenle okul ortamında öğretmenler akran uyumu sorunu yaşayan çocukları kendilerinden yaşça daha küçük olan çocuklarla sosyal paylaşıma ve etkileşime sokabilir, onlar için çeşitli ortak
oyun ve paylaşım alanları yaratabilir. Aynı şekilde aileler de benzer ortamlar yaratabilir, çocukları kardeşleri ya da yaşça küçük kuzenleri ve ya komşu çocukları ile bir araya getirebilirler.

Bebeklerde kabızlık

 

yaramaz Kabızlık bebeklerde ve küçük çocuklarda sık karşılaşılan bir rahatsızlıktır. Her bebeğin bağırsaklarının çalışma düzeni ve dışkılama sıklığı farklıdır. Bazı bebekler her gün kaka yapmayabilir. Bebeğin dışkısı yumuşaksa, bebek zorlanmadan kaka yapıyorsa ve aynı zamanda kilo alışı düzenli, genel durumu da iyi ise endişelenmeye gerek yoktur.

 

Eğer bebek normal sıklığının dışında birkaç gün kaka yapamadıysa, sert ve yoğun, zaman zaman çakıl taşı gibi dışkılıyorsa, bunu yaparken acı çekiyorsa veya kakasında kanlı izler varsa kabız olmuş demektir. Kabızlık üç günden fazla sürmüşse ve dışkıda kan görülmüşse bebek mutlaka doktora götürülmelidir.

Yeni doğan bebeklerde kabızlık çok daha az görülür. Bebeğin kaka yaparken yüzünün kızarması normaldir, kabız olduğu anlamına gelmez. Genelde anne sütü alan bebekler daha sık kaka yaptıklarından kabızlık görülmez. İnek sütü alan bebekler ya da formül mama ile beslenen bebeklerde kabızlık görülme olasılığı daha fazladır.

Bebek anne sütü alıyorsa ve buna rağmen bebekte kabızlık yaşanıyorsa, anne diyetinde kabızlığı önleyici besinlere öncelik verilmelidir. Bebekler ve küçük çocuklar formül mama alıyorlarsa kabızlığı önleyici mamalar tercih edilmelidir. Eğer küçük bir bebekte yine de kabızlık meydana gelirse, büyük olasılıkla yetersiz beslemeden ileri gelmiş olabilir. Bu nedenle, bebeğe yeterli miktarlarda anne sütü ya da mama verilmesi özellikle önemlidir.

Kabızlık, kalınbağırsağın sonundaki kaslar sertleştiği ve kakanın normal geçişini önlediği zaman meydana gelir. Kaka bağırsakta ne kadar uzun süre kalırsa, o kadar sıkılaşıp kurur ve vücuttan atılması zorlaşır. Sertleşmiş kaka kalın barsağın son kısmından geçerken yırtılmalara ve çatlaklara neden olur. Bu da bebeklerde ve çocuklarda kasılmalara neden olur. Çocuklar, bu acıyı yaşamamak için kakayı tutmak isteyebilir ve dışkılama hissini bastırabilir. Bu da kakanın içerde daha çok kurumasına, büyük çap ve hacme ulaşmasına neden olur. Böylece kabızlık döngüsü başlamış olur.

Kabızlığın birçok nedeni vardır. Genelde beslenme alışkanlıklarından ve düzensizliklerinden dolayı olur. Bazı enfeksiyon hastalıkları, metabolik hastalıklar ve bazı ilaçlar da kabızlığa neden olabilir. Ek besinlere geçiş ve diş çıkarma da kabızlığa neden olabilecek etkenlerdir. Kabızlıkta en önemli durum yemek düzenidir. Çocuğun lifli gıdalar alması, bol sıvı tüketmesi, düzenli dışkılama amaçlı tuvalete gitmesini sağlamak alınacak önlemlerdir. Yanlış beslenmenin yanında, bebekteki ve çocuklardaki hareketsizlik de kabızlığa neden olabilir.


Bebeklerde ek gıdalara başlandığında; muz, patates ve pirinç lapası kabızlığa neden olabilir. Bu gıdalar daha aralıklı zamanlarda verilmelidir. Bebeğin beslenmesine daha fazla meyve ve sebze püresi eklenmelidir. Bebeğe, bir yaşına kadar inek sütü verilmemelidir. Sulandırılmış meyve suyu ve öğünler arasında kaynamış ılık su kabızlığı yumuşatabilir. Hazır mama kullanılıyorsa ölçüsünü doktor kontolünde tekrar gözden geçirilmeli ve içeriğinde prebiyotik lifler içeren mamalar tercih edilmelidir.

Ek besine geçmiş olan bebeklerde ve çocuklarda beslenme şekli; sebze, meyve, baklagiller, kepekli ekmek, yulaf gibi artık bırakan lifli yiyeceklerden zengin olmalıdır. Çocukların beslenme diyetinde özellikle; kuru erik, kayısı, kuru üzüm, bezelye, fasulye, brokoli, kabak, kepekli ve tahıllı ekmekler olmalıdır.

Sürekli kabızlığı olan çocuklar genelde, çabuk doyan iştahsız çocuklardır. Aynı zamanda bu çocuklar, ana öğünlerde yemek yemektense, aralarda abur cubur atıştırmayı severler. Böyle durumlarda bir beslenme uzmanı ile görüşmek faydalı olmaktadır. Kabızlığı tekrarlayan çocuklarda karın ağrıları, kramplar, bulantı, kusma görülebilmektedir.

Kabızlık sözkonusu olduğunda, doktora danışılmadan, bebeğe asla müshil, fitil ya da lavman uygulanmamalıdır. Kabızlık tedavisinde temel amaç; kalın bağırsağı ilk aşamada boşaltmak, sonrasında düzenli bağırsak alışkanlığını devam ettirebilmek ve kaka yapmayla alakalı olan ağrının ve korkunun ortadan kaldırılmasıdır. Ağrının ortadan kalkmasını sağlayacak durum ise, kakanın yumuşak kalması ve kalın olmamasıdır. Bunun için düzenli ve kontollü bir diyetin yanında tuvalette yeterli süre kalma alışkanlığının edinilmesidir. Tuvalet terbiyesini kazanmış çocuklar, kahvaltıdan ve akşam yemeğinden sonra 5-10 dakika süreyle tuvalette oturtulmalıdır.

Tedavi süresi çocuktan çocuğa değişiklik göstermektedir. Küçük çocukların büyük çocuklara göre daha uzun süreler tedavi edilmesi gerekilir. Ayrıca, kakanın uzun süre barsakta kalması, kalın bağırsağın genişlemesine neden olduğundan ameliyat da yapılabilmektedir.

Kardeş kıskançlığı

 

Çocukluk döneminde kardeşin gelmesi ile tahtının sarsıldığı ve artık her şeyin eskisi gibi olmayacağı endişesi hakimdir.

Bir çocuğun kardeşini kıskanması doğal bir duygu olarak tanımlanabilir.  Her birey özel olmak, ilk olmak, öncelikli olmak , tercih edilmek, beğenilmek isteyebilir. Karşıdaki  kardeş olsa bile bu duyguların kontrol edilmesi kişi için bazen güç olabilir. Bu duygunun bir problem olarak görülmesinden çok bu duygu ile çocuğun ya da kişinin  nasıl baş edebilmesi gerektiğini öğretmek ve anne- baba olarak yapılması gereken davranış biçimlerini öğrenmektir.

Bu kıskançlıkta kardeşe duyulan yoğun öfke duyguları belirgindir. Onun daha ön planda olduğu, daha çok sevildiği, her istediğinin yapıldığı, kendisinin ikinci plana atıldığı, kendisine karşı bir haksızlık yapıldığı  ve  artık sevişmediği düşüncesi ile yalnız kalma, içe kapanma, sürekli öfke duyma ve yoğun çatışmalar ile kendini gösterir.

Çocukluk döneminde kardeşin gelmesi ile tahtının sarsıldığı ve artık her şeyin eskisi gibi olmayacağı endişesi hakimdir. Bu endişenin  kontrol edilebilmesi için anne babanın ve diğer kişilerin aslında hiçbir şeyin değişmediğini ,  onun kendileri için hala özel  ve önemli olduğunu ona davranış ve konuşmaları ile hissettirmesi gerekmektedir. Bunu hisseden çocuk  rahatlayacak ve kardeşine karşı olan tüm düşmanlık duygularını kontrol edebilecektir.

Doğum Öncesi Önlemler

- Bebek dünyaya gelmeden önce anne ve babanın gün içerisinde  ona özel zamanlar yaratabilmesi gerekmektedir. Annem beni seviyor, babam  beni seviyor ve benimle ilgileniyor düşüncesini  hissedebilmesi gerekiyor.
- Bebek dünyaya gelmeden önce çocuğunuzu dünyanın merkezi haline getirmemek, ona bağımlı yaşamamak , her zaman varlığınıza alıştırmamaktır. Her istediğinin yapılmaması önemlidir. “Sen benim için önemlisin, ama bazen sana sınır koymalıyım, bunun sana olan sevgimle bir ilgisi yok” mesajını verecek davranışları  kardeş dünyaya gelmeden önce öğretmelisiniz. 3 yaş öncesindeki bir çocuk için bu söylediklerim  geçerli değildir. Çünkü bu yaş çocuğu  bu bilgileri almak için yeterli zihinsel beceri ve davranışsal kontrolüne  henüz sahip değildir.
- 3 yaş sonrasında olan bir çocuk bebek dünyaya gelmeden önce anaokuluna gönderilebilir. ( yarım gün ya da tam gün )
- 3 yaş öncesi bir çocuk için yapılması gereken davranış onu çok sevdiğinizi davranışlarınızla hissettirmek , inatlaşmaları ile onunla çok fazla mücadeleye girmeden ona uyumlu davranmaktır.
- Anne karnı belirginleştikten sonra bebeği sevme çalışmaları yapmak, bu çalışmaları yaparken  onu fiziksel olarak yakınınızda tutmak ve ona dokunmaktır. Kardeşin ne demek olduğu ile ilgili bilgileri ona anlatmalı ve duygusal olarak  aralarında bir bağın oluşmasını sağlamanız gerekmektedir.
- Kardeşi  doğmadan önce  fazlası ile onun dikkatini çekebileceği düzeyde alışveriş yapmaya özen göstermeniz gerekmektedir.
- Kardeşi doğmadan önce yatağını ve odasını çoktan ayırmış olmanız gerekmektedir.
- Eşler arasında   doğum sonrasında  aileyi nelerin beklediği, herkesin görevinin neler olduğu, bu dönemde eşlerin birbirinden neler istediğinin  paylaşılması gereklidir. Bu ileride doğacak sorunların şimdiden kontrol altına alınmasını sağlayacaktır.

Doğum Sonrası Önlemler

- Doğum zamanı yaklaştıkça  annenin artan yorgunluğu ve endişesinin çocuğa hissettirilmemesi önemlidir. Tüm bunların gelecek olan kardeşten kaynaklandığı düşüncesine yol açabileceğinden bu dönemde her şeyin normal olduğunun   gösterilmesi gerekmektedir.
 - Koşuşturmalar ve yaşamda yapılacak değişimler  ( odaların hazırlanması, eşyaların yerlerinin değiştirilmesi, eve yeni gelecek misafirler, hastanenin seçilmesi, hastaneye gidiş  gibi ) çocukta gerginlik yaratabilir.
- Doğum esnasında hastane içinde değil de hastane bahçesinde güvendiği bir kişi ile birlikte olması ( tercihen baba )  kardeşi ile ilgili duygularının alınması ,  gelebilecek sorularına cevaplar verilmesi ve varsa endişelerinin giderilmesi gerekmektedir.
- Doğum sonrasında anne rahatladıktan sonra anne ile görüşmenin sağlanması yararlı olacaktır. ( bu sürenin çok uzun tutulmaması ve gerekli açıklamanın yapılması gerekmektedir.)
-   Kardeşi ile ilk karşılaştırılma anında  bebeğin   kendi yatağında olması onu biraz da olsa rahatlatacaktır.
- Kardeşten gelen güzel bir  merhaba hediyesi ilk karşılaşmanın mükemmel geçmesini sağlayacaktır.
- Hastane odasının çok kalabalık olmaması, çocuğun tanımadığı kişilerin mümkün olduğunca  içeride bulunmamasına dikkat edilmesi gerekmektedir.
- Anne bebeği emzirme aşamasına geldiğinde bir kolunda bebeğin,  aynı yakınlıkta da onun olmasına özen  göstermelidir.Bir taraftan emzirme gerçekleşirken diğer taraftan da onunla sohbet edilmesi onu mutlu edecektir.
- Eve gelindiğinde bebeğin ve onun odasındaki yeni eşyaların, hediyelerin yerleştirilmesi çalışmalarını birlikte yapabilirsiniz.
- Anne bebekle ilgilenirken baba eskiden olduğu gibi oyun alanında birlikte oyunlar oynamalıdır. Emzirme bittikten sonra görev  değişimi yapılmalı , anne ile birlikte yapılan eğlenceli  aktivitelerle aslında hiçbir şeyin değişmediği  ona hissettirilmelidir.
- Uykuya geçiş aşamasında doğum öncesinde planlanan görev dağılımına göre hareket etmek gerekmektedir.
- Bebekler sevilirken ister istemez sevimli kelimeler kullanıp kendimizden geçebiliyoruz, bunu sizin ve diğer gelen misafirlerin  yapmamasına, aşırı sevgi gösterilerinin olmamasına özen göstermelisiniz.
- Bebekle ilgili kızgınlık içeren uyarılarda bulunulmaması gerekmektedir. Çıkardığı bir yüksek sesten dolayı kızılmamalı, kardeşine dokunmak istediğinde sizin kontrolünüzde dokunmasına izin verilmelidir. Bu dokunmaların gizli  ve şiddetli olmaması için gözlerinizi iyi açmalısınız. Her an bir tehlike gelebilir. Böyle bir sahne ile karşılaşılırsa   tepkisel olmamaya özen gösterilmelidir.
- Kardeşler arasında asla bir kıyaslama yapılmamalıdır. Her çocuk ayrı gelişim hızına, yetenek ve beceriye sahiptir.Bir çocuğunuz girişken ve konuşkan olabilirken diğer çocuğunuz daha sakin  olabilir.
- Kardeşin bakımı ile ilgili sorumluluk alması sağlanabilir. Eğer verilen sorumluluğu istemiyor ise bir zorlama yapılmamalıdır.
- Kendi odası, oyuncakları, kitapları ona özeldir, paylaşmak istemiyorsa zorlama yapılmamalıdır.  3 yaş sonrasındaki bir çocuk için kardeşi ile paylaşmayı kabul ettiği  oyuncaklar için odasında farklı bir yer belirlemesi istenebilir.
- Kardeşler kaç yaşında olursa olsun aralarında çıkar her sorunda müdahaleci olmamalı, eğer müdahale edilmesi gerekiyorsa da haklı ya da haksız olarak ayırım yapmamalısınız.  Tartışma konusunu her iki taraftan da dinledikten sonra çözüm içeren davranışı sunup birbirleri ile barışmalarını sağlayabilirsiniz. Böylece taraf olmaktan çıkmış olursunuz.

İki kardeş arasında öfke , kırgınlık duyguları oluşabilir. Önemli olan aile içindeki  her üyenin birbirine sıkı bir sevgi bağı ile bağlanmasıdır.  Her neye kızılmış olursa olunsun sonunda o benim kardeşim diyebilecektir.

Güneş ışığının hamilelere faydaları

ebelik-hamilelik-gunes Sıcak ve nemli günler, hamileliğin özellikle son aylarında anne adayına sıkıntılı günler yaşatsa da yapılan araştırmalar, güneş ışığının hamile kadınlar için çok yararlı olduğunu gösteriyor.

Memorial Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü'nden Op. Dr. Remzi Aydın'a göre güneş ışığı içerdiği ultraviyole ışınları sayesinde cilt altı yağ dokusunda aktif D vitamini oluşmasını sağlar. D vitamini esas olarak bağırsaklardan kalsiyum emilimini arttırarak, hamilelikte artan kalsiyum ihtiyacının karşılar. Bu sayede bebek için gereken kalsiyum, anne adayının kemiklerindeki depolar yerine, yiyeceklerden karşılanmış olur. Bu da annenin, ileri yaşlarda kemik erimesi riskini azaltan bir faktördür.

BEBEK VE ŞEKER
Kalsiyum eksikliğini önlemeyerek 'Autoimmun' denilen, bağışıklık sistemi hastalıklarının da (Çocukluk dönemi şeker hastalığı, tiroid yetmezliği gibi) engellendiği öne sürülmüştür. Her ne kadar teorik olarak doğru olabileceği düşünülse de, ileriye dönük çalışmalar ile gerçekliği kanıtlanmış değildir. Son yıllarda güneş ışığının cilt kanserine yol açma riskini gösteren bilimsel araştırmalar ile birlikte 'bronz ten' artık sağlık ve güzellik göstergesi olmaktan çıkmıştır. Üstelik hamilelikte, hormonların etkisi ile güneş lekelerinin arttığı, gebeliğin son aylarında alın, burun ve elmacık kemiklerinin üstünde ortaya çıkan kırmızılığın (yani gebelik maskesi) belirginleştiği bilinmektedir.alıntı

Erken Ergenlik : 2 Yaş Sendromu

Erken Ergenlik : 2 Yaş Sendromu

Bebeklerin en zor dönemlerinden biri 18 ay – 2 yaş dönemi. Sakin ve uslu bebekler bir anda negatif ve öfkeli çocuklar haline dönüşebiliyor. tatlım ELELE Çocuk ve Aile Psikolojik Danışmanlık ve Özel Eğitim Merkezi Psikolog, Özel Eğitim Uzmanı Bihter Mutlu Gencer “Bebeklerimiz 18 ay- 2 yaş civarına geldiğinde, onların masum melek bebeklik hallerinden çıkıp tamamen farklı kişilikte bir çocuğa dönüştüğünü düşünmeye başlarız.” Diyerek şöyle devam ediyor:  Rahatlıkla kontrol edebildiğimiz bebeğimiz gitmiş, yerine her şeye itiraz eden, ak dediğimize kara diyen –gerçekten ak olsa bile-, her şeyi kendi yapmakta ısrar eden, artık tahammül sınırlarımızı zorlamaya başlamış bir çocuk gelmiştir. Bazı anne babaların isteyebileceği gibi keşke çocuklarımız bizim büyüyene dek sürekli şekillendirebileceğimiz bir hamur olabilse de istediğimiz şekilde onları yetiştirip, rahat etsek... Ne yazık ki işler böyle yürümüyor ve kabul etmemiz gereken bir gerçek var ki çocuklarımızın, bazı yerlerde “önergenlik” olarak bile tanımlanabilen “negatif dönem” dediğimiz dönemden geçmelerinin son derece normal ve tamamen sağlıklı bir psikolojik gelişimin bir parçası olduğudur. Ancak bu süreçten çocuğun sağlıklı şekilde çıkabilmesinde elbette ki uygun anne baba tutumları belirleyici olmaktadır.”

Bu Dönem Normal Bir Dönem

Peki bu negatif dönemi çocuklar neden yaşar? Bihter Mutlu sürecin normal olduğunun kabul edilmesi gerektiğini belirterek şunları söylüyor: “Hayatın ikinci yılında çocuk artık yürümeye başlamıştır ve dil gelişimi hızlanmıştır. Artık daha rahat hareket edebilmekte, sürekli olarak kendi vücudunun sınırlarını denemekle meşguldür. Beyni hızla gelişmekte ve sürekli dünyayı keşfetmeye çalışırken, hayat, objeler, ve kendi vücutlarının nasıl çalıştığıyla ilgili yeni yeni bilgiler ve deneyimler kazanmaktadır. Bütün bu keşifler sırasında istediği fakat henüz yapamadığı işlere bir de yetersiz olan ifade edici dil becerileri eklendiğinde çocuk kaçınılmaz olarak hayal kırıklıkları ve gerginlikler yaşamaya başlar. İşte öfke nöbetlerine öncelikle bu geniş açıyla bakmamızda fayda vardır. Kendimizi onların yerine koyalım: Henüz tam anlamlandıramadığımız bir dünyada bir de isteklerimiz ve duygularımızı ifade edemiyoruz ve bir şekilde varolmaya çalışıyoruz... Bu dönemin doğal bir basamağı da çocuğun bağımsızlık ve otonomi isteğidir. Kendi yapmak ister, kendi yemek ister, kendi giyinmek, kendi seçmek, vs. ister. O zamana dek eli kolu bağlı oturuyordu, artık becerebildiğini, karar verebildiğini başkalarına ama en çok da kendine kanıtlamak ister. Sınırlarını bilmek ve zaman zaman bunları genişletmek için zorlamak ister. Anne baba tutarlı ve kararlı davranışlar sergiledikçe davranışlarının sonuçları olduğunu öğrenir, sınırların çizildiğini görür. Bu şekilde büyüyüp olgunlaşır.”

Öfke nöbetlerine zemin hazırlamayın

Öfke nöbetleri genellikle çocuk aç, yorgun, sıkılmış, rahatsız veya keyifsiz olduğunda daha çok ortaya çıkar. Muhtemelen çocuğunuz aç olduğunda süpermarkete gidip, öfke nöbetsiz alış verişin sonuna kadar dayanmasını beklemek çok ta gerçekçi bir yaklaşım olmayabilir. Bu nedenle öncelikle öfke nöbetine neden olabilecek kaynakları oluşmadan elimine etmekte fayda var. Örneğin bir arkadaşınızın evine giderken çocuğunuzun sıkılabileceğini tahmin edebilmeniz ve oraya çocuğunuzun zevk alıp zaman geçirebileceği oyuncaklarını birlikte götürmeniz veya alış verişte sıkılabileceğini düşündüğünüz çocuğunuza süpermarkette işimiz biter bitmez birlikte dondurma yiyelim demek, öfke nöbetlerini öngörüp önlemek için ufak manevralar olabilir.

Ne Yapmalı?

• İster evde olsun, ister dışarıda, çocuğunuz kendini yere atmış “o şekeri istiyorum” diye bağırırken izlenecek en önemli taktik sakin kalabilmeyi başarmaktır. Zaten kontrolünü kaybetmiş bir çocuk, karşısında kontrolünü kaybetmiş bağırıp çağıran bir anne görmek istemez. Sizin sakin ve uygunsuz davranışa prim vermeyen tavrınız er geç çocuğunuzun pes etmesine yardımcı olacaktır.
•  Evdeyseniz kulağınız çocuğunuzda olmak şartıyla öfke nöbetini görmemezlikten gelerek işinize devam edebilir; dışarıdaysanız onu sakin bir ortama taşıyabilir-mesela arabaya- ve orda sakinleşmesini bekleyebilirsiniz.
•  Sizi kullanmaya yönelik öfke nöbetlerinde şekeri niye alamayacağınızla ilgili kısa bir açıklamadan sonra, tutarlı izleyeceğiniz aldırmazlık yöntemi er geç işe yarar; ancak hayal kırıklığı dolayısıyla oluşmuş nöbetleri tamamen görmemezlikten gelme başka duygusal problemlere yol açabilir. Bu nedenle kaynağında hayal kırıklığı olan öfke nöbetlerinde çocuğun duygusunu anlamak önemlidir. Örneğin "o filmi ne kadar görmek istediğini anlayabiliyorum fakat şimdi bu filmi seyredecek vaktimiz yok, şu anda çok kızdığını görebiliyorum, ben sana sakinleşmen için yardımcı olacağım, sakinleştiğin zaman daha rahat konuşuruz” gibi bir söylem çocuğun tam da ihtiyacı olan bir tutumdur.
• Öfke nöbetleri geçtikten sonra hemen akabinde çocuğa istediği şey kesinlikle verilmemelidir. Filmin zamanı geldiğinde ve annenin vakti olduğunda izleneceğini çocuğun öğrenmesi gerekir. Bu konuda tutarlı ve kararlı olmak çocuğun sağlıklı duygusal gelişimi açısından çok önemlidir. Yoksa çocuk büyüyüp yetişkin olduğunda da isteklerinin geciktirilmeden doyurulması konusunda sabırsız olacaktır. Ancak öfke nöbetinden sonra çocukta anneyi üzmüş olmaktan dolayı suçluluk duyguları ve artık eskisi gibi sevilmeyeceği korkuları oluşabilir. Çocuğunuz sakinleştiğinde öfke nöbetiyle ilgili biraz konuşup –nedenleri ve sonuçları hakkında- ona sarılıp sevginizi göstermenizde fayda vardır. En nihayetinde çocuğun ne olursa olsun yalnızca "iyi çocuk" olduğunda değil her zaman ve koşulda sevileceğini, anne baba sevgisinin koşulsuz olduğunu içine sindirmeye ihtiyacı vardır.

Bebeğin Anne Karnındaki Hareketleri

Bütün anne adayları hamile kaldıkları ilk günden itibaren, karnında taşıdığı bebeği hissetmek ister. Onun ilk hareketlerini hissetmek, bebeğin varlığını biraz daha gerçekçi kılar. O anlarda, içinizde bir canlının yaşadığını daha iyi anlarsınız.

 

hamile kadın Hiç beklenmeyen bir anda hissedilen bu hareketi hemen paylaşmak istersiniz. O an en yakınınızdaki ile mutluluk gülücükleri atıverirsiniz. En çok da baba ile paylaşmak isteği ağır basar. İkinizin bir parçasını hissetmek, birlikte yaşadığınız duyguların en güzelidir belki de.

Bebeğinin ilk hareketlerini her anne adayı farklı tanımlar. Kimileri baloncuk ya da mısır patlamasına benzetirken, kimileri de kelebeğin ya da küçük bir kuşun kanat çırpması olarak anlatır. Hatta karnın içinde gaz dolaşması olarak algılandığı da olur. Ayrıca, zayıf bir kadının kilolu bir kadına göre, hareketleri hissetme duyarlılığı daha yüksektir.

Bebeğin anne karnında haraketleri aslında hamileliğin ilk üç ayı içinde başlar. Fakat anne adayları bu farkedemezler. İlk bebeğine hamile olanlar genelde 20 ve 24. haftalarda farketmeye başlarlar. Daha önceden çocuk sahibi olmuş deneyimli anne adayları ise 16. haftadan sonra hissetmeye başlayabilirler.

Anne karnında en hareketli dönemleri 24. haftadan sonra başlar. Bu haftadan sonra onun hareketini sürekli hissetmek isteyen anne adayları, bebeğin sağlıklı ve yaşıyor olduğu düşüncesiyle olaya ayrı bir boyut kazandırır. Hareket etmemesi durumunda heyecan ve telaş yaşanabilir. Bebeğin hareketleri 26. haftaya kadar hissedilmediği taktirde doktora mutlaka bildirilmelidir.

Bebeğin hareketlerinde anne adayını düşündüren başka  bir konuda, bu hareketlerin sıklığıdır. Kimileri bu hareketleri çok sık olarak tanımlarken, kimileri de hareketlerin azlığından şikayetçidir.  Bebek hareketleri gün boyunca değişkendir ve devamlı hareket etmesi beklenmemelidir. Bebeğin de uyku aralıkları olduğu unutulmamalıdır. Ancak, hamileliğin 28. haftasından sonra bebeğin hareket sayısı, bebeğin durumu hakkında gerçek bilgiyi verebilir. Bebek bir günde 100-150 kez hareket eder. Ancak bu hareketlerin tamamı annenin hissedebileceği büyüklükte değildir. Günde 15-20 defa net hareketi hissetmek, bebeğin sağlıklı olduğunu büyük oranda göstermektedir.

Bebeğin çok hareket etmesi, ilerde hiperaktif bir çocuğa sahip olunacağı anlamına gelmeyeceği gibi, az hareket eden bebeğin de problemli bir bebek olacağı anlamına gelmez. Ayrıca bu hareketlerin cinsiyetle herhangi bir bağlantısı bulunmamaktadır.

Sürekli hareket halinde iseniz ve yorgunsanız, hatta karnınız açsa, bebeğin hareketlerini hissetmeyebilirsiniz. Bebek karın içinde sallandığından uyku süresini uzun tutmuş olabilir. Üstelik bebeğin karındaki duruşu da hareketleri hissetmenizi engelleyebilir. Bebek hareketleri genelde en çok sabahları, gece yatınca ve yemeklerden hemen sonra hissedilir. Ayrıca unutulmamalıdır ki, doğum yaklaştıkça ve bebek büyüdükçe, yeri daraldığından hareketleri yavaşlar.

Bebeğin duyuları anne karnındayken gelişmeye başlar. Dolayısıyla da bebeğin verdiği tepkiler, işitme, dokunma, tat alma, görme duyuları geliştikçe ortaya çıkar. Bebeklerin anne karnında gelişen duyularından ilki tat almadır ve 12. haftadan itibaren gelişmeye başlar. Koku alma duyusu ise tat alma duyusu ile birlikte gelişir. Bebek duyduğu seslere de zamanla tepki verir. Sizin konuşmalarınız ve sesinizin yüksekliği onun farklı tepkiler vermesini sağlayacaktır. Yumuşak tonla konuşmanız onu sakinleştirecek, sinirli sesiniz yükseldiğinde onun tekmelerine neden olacaktır. 34. haftada işitme duyularını tamamlar.  Dokunma duyusu ise son halini 20. haftada tamamlar. Dolayısı ile erken dönemlerde dokunmaya duyarlıdır. Annenin dokunuşlarını hisseder. Görme duyusu ise, en son gelişimini tamamlar. 25. haftada gelişmeye başlar. Işıklı ortamlarda tepki verebilir.

Bebek hareketlerinin bir başka amacı da, doğuma uygun pozisyonu almaktır. Bebeklerin çoğu anne karnında 32-36 haftaları arasında başaşağı konumuna döner. Bebek doğum kanalına yerleştiğinde rahmin diyafram üzerindeki etkisi kalkar ve anne daha derin nefes alabilir.